12 Aralık 2021 Pazar

Azerbaycan Milli Hükümeti Türk Basınında (1945-1946)


Azerbaycan Milli Hükümeti Türk Basınında (1945-1946)
Mohammad Rahmanifar
 

Ön söz:
İkinci Dünya Savaşından az sonra, 12 Aralık 1945, Güney Azerbaycan (İran) topraklarında Azerbaycan Milli Hükümeti kuruldu. Sadece bir yıl süren bu hükümet, İran'ın ve bölgenin iç ve dış politikası üzerinde o kadar derin bir etkiye sahipti ki, İran içinde veya dışında yazılmış çoğu tarihi kitapta hala onun hakkında uzun veya kısa bir açıklama veriliyor.
Azerbaycan Milli Hükümeti kuruluşunun ilk günlerinden itibaren Azerbaycan halkının dileklerini yerine getirmeyi birinci önceliği haline getirmiştir. İşsizliği ortadan kaldırmak, şehirlerin durumunu ve gerekli kentsel altyapıyı değiştirmek için projeler uygulamak, Azerbaycan'ın tüm bölgelerinde güvenlik sağlamak, vergi konusunda reform yapmak ve Azerbaycan vergilerinin % 75'ini Azerbaycan'ın kalkınmasına tahsis etmek, Şehirlerde sıhhi tesisat ve güvenli içme suyu temini, toprak reformu, Azerbaycan'daki büro ve kuruluşların resmi  ve zorunlu dilinin Türkçe olması, rüşvet ve yolsuzlukla mücadele, bu hükümetin gerçekleştirdiği işlerden sayılıyor.
Azerbaycan Milli Hükümeti, Azerbaycan'da Türk dili ve kültüründen şiddetle yana olmasına ve aslında temel amaçlarından biri Tahran hükümetinin Farslaştırma politikalarına karşı çıkmak olmasına rağmen, kendi dildaşı ve soydaşı olan komşu ülke türkiye ile iyi ilişkiler kuramamıştır. O tarihi anda Türkiye ile Azerbaycan milli hükümeti arasındaki işbirliği eksikliğinin en önemli nedenlerinden biri II. Dünya Savaşı'nın sonunda oluşan durumdu. Azerbaycan Milli Hükümeti, Sovyetler Birliği tarafından destek bulmaktaydı. Bunun aksine, Türkiye, o tarihte Sovyetler Birliği tarafından tehdit olmaktaydı.
Yaygın inanışın aksine, Azerbaycan Milli Hükümeti komünist  bir hükümet değildi. Ne Azerbaycan Demokrat Fırkası’nın manifestosunda böyle bir şey vardı, ne de Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kurulmasında parlamentoda yahut kabinede konuşulan sözlerde böyle bir tutum vardı. Üstelik, Seyid Cafer Pişeveri, kabinesini güvenoyu için Azerbaycan Milli Meclisine tanıtma vesilesiyle yaptığı konuşmada, Azerbaycan'ın ticaret ve sanayisinin gelişmesi için özel sektöre destek vermenin hükümetinin görevlerinden biri olduğunu söylemişti.  Buna bakmayarak, bu hükümetin, Sovyetler Birliği'ne yakınlığı ve kurucu liderlerinin çoğunun komünist geçmişi göz önüne alındığında, sesi İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri gibi dünya güçleri ve hatta komşu ve soydaş ülke olan Türkiye tarafından duyulmadı. Soğuk Savaşın ilk örneği sayılabilecek olan bu konu sonuçta İngiltere ve ABD'nin baskısı üzerinde kapandı.  Nitekim ABD ve İngiliz baskısı sonucu olarak Sovyet kuvvetlerinin İran'dan çekilmesinden birkaç ay sonra, İngiltere ve ABD'den teçhizat ve istihbarat desteğiyle İran Ordusu, Güney Azerbaycan'a yoğun bir şekilde saldırdı ve teçhizat ve personelin üstünlüğü nedeniyle bu hükümeti devirmeyi başardı.
Dönemin Türkiye`si
İkinci Dünya Savaşı sona erince Sovyet istekleriyle karşı karşıya kalan Türkiye Soğuk Savaş heyecanını, psikolojik gerginliğini yaşayan ve dış tehditle karşılaşan ilk ülke oldu. 1944 yılı Kasım ayında SSCB`de Boğazlar`ın ortak denetimine ilişkin değişik varyantları içeren teklifler hazırlandı. 1945 yılı Mart ayında yirmi yıllık tarihi olan dostluk ve tarafsızlığa ilişkin Türk-Sovyet Anlaşması fashedildi. Daha sonra SSCB Türkiye`nin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına karşı yönelmiş istekleri ileri sürdü. 1945 yılı Haziran ayında Molotov-Sarper görüşmelerinde Kars, Ardahan, Artvin ve Boğazlar`la ilgili Sovyet talepleri 1953 yılı Mayıs ayına dek gündemdeydi. Uzun müddet Sovyet baskısı altında yaşamak zorunda kalan Türkiye psikilojik savaşa karşı direnmek için büyük bir orduyu silah altında bulundurmak zorunda kalmıştı (Hasanli, 2011, S. 463).
Türkiye`nin Truman Doktrini kapsamına alınması, Marshal Planı çerçevesinde yardım almaya çalışması, değişik bölgesel oluşumlara girme çabaları ve sonunda NATO`ya girmesi, doğrudan Sovyet tehdidine karşı alınan bir önlem idi. ABD Başkanı Truman`ın  İran Azerbaycan`ında yaşananlar bakımından bir çekincesi de Türkiye meselesiydi. Ona göre İran`ın Sovyet kontrolüne girmesi, o sırada Rus baskılarına karşı koymaya çalışan Türkiye`nin direncini kırabilirdi. (Truman, Memoirs..., Vol.2, P.117).
Dönemin Türk Basını
Azerbaycan Milli Hükümeti ve Sovyet-Türkiye ilişkileri konusunda iki başka kitap yazan tarihçi, Prof. Cemil Hasanlı, hele Azerbaycan Milli Hükümeti`nin kurulmasından önce de İran Azerbaycan meselelerinin Türk basınına yansıması konusunda şöyle yazıyor: İran Azerbaycanı konusu Türkiye basınının da gündemini işgal etmekteydi. Ekim 1941 içinde Türk basınında özellikle Yeni Sabah ve Cumhuriyet gazeteleri İran Türklerine ilişkin geniş yazılar aktarmışlardır.Bunlar arasında Hüseyin Cahit Yalçın kendi köşesinde durumu enine boyuna tartışarak şu konulara değinmektedir: “Biz bölgedeki Türklerin eğitim alanında Farslarla eşit haklara sahip olmadıklarına, kendi kültürlerini yaşayamadıklarına ve dillerini konuşamadıklarına kayıtsız kalamayız.” Fakat, 1945-1946 Türk basınına bakıldığında, Türk yöneticileri ve gazetecilerin İran Azerbaycanı`nda başlanmış olan Milli Mücadeleye “kayıtsız” kaldıklarını görmekteyiz! Bunun da belli nedenleri vardır.
Bu dönem basınına bakıldığında, Türkiye'nin ve Türk gazetelerinin bu dönemdeki temel kaygısının Sovyetler Birliği tehditleri olduğu açıktır. Sovyet tehditleri, Türkiye'nin tepkileri, bu tehditleri etkisiz hale getirmeye yönelik diplomatik çabalar ve Sovyet tehditleri karşısında Batı'nın Türkiye'ye verdiği destek, Türk gazetelerinde sık sık manşetlere çıkıyor.
Böylece, Güney Azerbaycan'da Sovyet destekli özerk bir Türk hükümetinin kurulduğu sıralarda, Türkiye'de bir Türk hükümeti Sovyet tehdidi altındaydı. Tabii ki, böyle bir durumda Türkiye Devleti ve Türk basını Güney Azerbaycan'daki Sovyet destekli özerk hükümeti destekleyemezdi. Aslında o dönemin Cumhuriyet gazetesi gibi bazı Türk gazetelerinde Azerbaycan Milli Hükümeti meselesi çok önemli hale geldi. Türklere yönelik Sovyet tehditleri meselesinden sonra, bu gazetenin haberlerinde Azerbaycan Milli Hükümeti meselesinin ikinci sırada yer aldığını söylemek mümkündür.
Elbette, Azerbaycan Milli Hükümeti`yle ilgili haberleri düzenli olarak yayınlayan sadece Cumhuriyet gazetesi değil, aynı zamanda Ulus ve Akşam gibi dönemin diğer gazeteleri de her zaman bu konuyu ele alıyor. Ancak bu konu, Cumhuriyet gazetesinin gözünde diğer gazetelerden daha önemli görünmektedir. Cumhuriyet gazetesi, hemen hemen tüm sayılarında bu konuyu ele alıyor ve bir çok sayısında ilk sayfada hatta manşette ve hatta başmanşette ona yer veriyor. Buna rağmen, hatta Cumhuriyet gazetesinde bile konuyla ilgili gerek olumlu gerekse olumsuz değerlendirmeye rastlamak çok zordur. Başka bir deyişle, Türk gazeteleri sadece Azerbaycan milli hükümeti ile ilgili haberlere yer vermeyi tercih etmişler ve mümkün olduğunca haberleri analiz etmekten ve kendi görüşlerini ifade etmekten kaçınmışlardır. İran'daki olayları ve Azerbaycan Milli hükümetini hakkında kendi fikirlerini ve analizlerini açıklamaktan çekinenler sadece Türk gazeteciler değil, aynı zamanda Türk yetkilileri de bu kritik tarihi anda Güney Azerbaycan'daki olaylara doğrudan atıfta bulunmaktan kaçınmaya çalıştıkları görülüyor. Bu sadece Türk gazetecilerini değil, Türk yetkililerini de kapsamaktadır. Yani, Türk yetkilileri de konuyla ilgili kendi görüşlerini açıklamadan oldukça çekinmekteler gibi gözükmekteler. Türk makamları Azerbaycan'ın milli hükümeti hakkında açık bir açıklama yapmış olsaydı, o dönemin yayınlarına mutlaka yansıyacaktır.

Bunun daha fazla araştırılması gerektiğine inanıyorum, ancak Türk gazeteci ve devlet adamlarının Azerbaycan Milli hükümeti meselesine karşı soğuk kanlı ve pasif tutumlarının en önemli nedenlerinden biri, o dönemde Türkiye'nin Sovyet  tehdidi altında olması gerçeğinden kaynaklanıyor gibi görünüyor. Demek, Sovyet tehdidine maruz kalan Türkiye, Güney Azerbaycan'da Sovyet destekli hükümeti destekleyemezdi. Fakat, ilginç şu ki, Azerbaycan Milli hükümeti meselesine karşı olumsuz değerlendirmelere de rastlamak bir o kadar zordur. Diğer bir deyişle, bahsettiğim gibi Türk gazeteleri mümkün olduğunca olayla ilgili haberlere yer vermeyi ve analiz yapmaktan kaçınmayı tercih ediyor. Araştırdığım gazetelerin sadece çok az sayısında çok kısa değerlendirmelere rastlayabildim. Rastlayabildiğim değerlendirmelere esasen demek olur ki, genel olarak, Türk gazetecileri bu Hükümetten hoşnut değillerdi. Örneğin, Cumhuriyet gazetesi, 7743.cü sayısının neredeyse ilk sayfasının tümünü buna ayırıyor. Hem baş manşet hem 2. manşet hem de baş makale bu konuya ayrılmıştır. Ancak, var olan durumu ve ABD, Britanya ve Sovyetleri Birliği arasındaki son gelişmeleri kaleme aldıktan sonra Sovyet ordusunun İran`da (ve tabii Güney Azerbaycan`da) bulunmasısının esas sebebini Sovyetlerin genişlemci politikaları, kendilerine nüfuz bölgesi oluşturma ve komünizmi yayma açısından değerlendirmeye çalışmadadır ve Sovyetlerle daha sert bir biçimde davranmağın gerektiğini öneriyor. İlginçtir ki, Azerbaycan Türklerinin taleplerine ve Sovyetler İran'ı terk etse bile bu talepleri yerine getirme ihtiyacına hiçbir şekilde atıfta bulunmuyor. Atıfta bulunduğum baş makale dönemin Türk basınının tipik bir görüşünü sergilemektedir. Bunların hepsi Güney azerbaycan Türklerini ve onların isteklerini görmezden geliyorlar ve konuyu sadece Soğuk Savaş açısından ve süper güçlerin yarışması açısından görmeye ve değerlendirmeye yetiniyorlar.
Dönemin Türkiye`sinin durumuna ve şartlarına bakacak olursak, Türk gazetecileri ve hükümet yetkililerinin böyle bir yaklaşımı benimsemekle suçlanabileceğini düşünmüyorum. Kendini sıcak savaştan uzak tutamayı zor başarabilen Türkiye, savaş bittikten sonra savaştan galip çıkan ve İkinci Dünya Savaşı`nın zafer sarhoşluğunu başından atamamış olan Stalin`in, İran ve Türkiye sınırlarını deyiştirmeye kalkışmasına tanık olmuştu. O dönemde gazetecilerin, devlet adamlarının ve hatta Türk halkının temel kaygısı, Sovyet tehdidinden sağ çıkmak ve ülkelerinin toprak bütünlüğünü korumaktı.
Cumhuriyet gazetesi, 7708. Sayısında, “İran meselesi nasıl bitecek?” başlığı altında bu meselenin Güvenlik Konseyi`nde konuşulmasından hoşnut olduğunu bildirerek şöyle yazıyor: “Güvenlik Konseyi`nin İran meselesi hakkında verdiği karar her kese derin bir nefes aldırdı. Vaziyeti bu şekilde kurtarılmış görmek sahiden sevinilecek bir şeydir.” Aynı gazete, 7764. Sayısında, konuyla ilgili “Güvünlik Konseyi İşi Nihayet Tatlıya Bağladı” diye baş manşette bulunmuş. Tabii ki, işin böylece sona ermesi sadece Türkiye`nin üzerinden Sovyetler tehdidinin azalması açıdan “tatlıya bağlasdı” sözünü ifade edebiler. Yoksa aynı, günlerde Tebriz`de Güney Azerbaycan Türkleri ileride ne kadar zor günlerle karşılaşacaklarını düşünmekteydiler ve doğal olarak Güvenlik Konseyi`nin bu kararını “tatlıya bağladı” diye değil, “felaket başlandı” diye dile getirmektelerdi.
Son olarak, Türk gazetelerinin Azerbaycan Milli Hükümeti'nin oluşumunu, devamını ve devrilmesini sadece Türkiye'nin çıkarları ve endişeleri açısından değerlendirdiğini bir kez daha vurgulamak isterim. Böylece kendi dildaşları ve soydaşları sayılan Güney azerbaycan Türkleri`nin istekleri, çabaları, başarıları ve zorluklarını görmezden gelmişlerdir. Daha önce vurguladığım gibi Türkiye`nin o zamanki durumunu göz önüne alırsak onları böyle bakışları için kınayamayız. Başka yönden, başta Seyit Cefer Pişeveri olmak üzere, Azerbaycan Milli Hükümeti'nin yetkilileri de maalesef Türkiye Devleti`ne ve hatta Türk basınına hoşgörülü bakmamaktaydılar. Yani, genel olarak, ne Türkiye ne de Azerbaycan Milli Hükümeti birbirlerine soydaşlık gözüyle bakıyordu. Bunar birbirlerine dünyanın egemen güçleri açısından bakmaktaydılar. Azerbaycan Milli Hükümeti Türkiye`yi emperyalizmin kuklası gibi görmekteydi. Karşı tarafta Türkiye Cumhuriyeti de Azerbaycan Milli Hükümeti`ni Stalin`in ve Sovyetler Birliği`nin kuklası gibi görmekteydi. Böyle bir bakış açısıyla iki hükümetin birbirine yakınlaşamayacağı açıktır.
Kaynaklar:
Soğuk Savaşın İlk Çatışması İran Azerbaycanı, Cemil Hasanlı, Ankara 2005, Bağlam Yayınları
Tarafsızlıktan Soğuk Savaşa Doğru Türk-Sovyet İlişkileri (1939-1953), Cemil Hasanlı, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2011
İkinci Dünya Savaşı Türkiyesi, İlhan Tekeli & Selim İlkin, 1. Cilt, 2013 İletişim Yayınları
Cumhuriyet Gazetesi, 1945-1946
Ulus Gazetesi, 1945-1946
Akşam Gazetesi, 1945-1946
گذشته چراغ راه آینده است، گروه مؤلفین، انتشارات نگاه، تهران 1393
12 شهریور دفتری، مانیفست فرقه دموکرات آذربایجان

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder